(Evren Duyal)
15 Ekim 1893
Sabah uzunca bir yürüyüş yaptıktan sonra, salona geçtim. Niyetim tanıdık birilerine rastlayıp iki çift laf etmekti sadece. Oysa bu sabah pansiyona her zamankinden farklı bir sessizlik hakimdi. Salona girdiğimde Olga'yı tek başına oturup votka içerken buldum. Buna şaşırdım, çünkü pek de alışılagelmiş bir durum değildi, en azından Olga tek başına içmeyi pek de sevmezdi. Ona eşlik edip edemeyeceğimi sordum, ki sabahları içmek benim de pek adetim sayılmazdı, ama dedim ya bugün her zamankinden farklı bir hava vardı pansiyonda, Olga başını sallayarak olumlu yanıtladı beni.
Kendime bir kadeh doldururken “Kuzum neniz var?” diye sordum. “Annem” dedi... Bayan Natalya yaklaşık bir aydır odasından dışarı çıkamayacak denli rahatsızdı. Ara ara odasına onu ziyarete gittiğimde ise ağrılarından yakınır dururdu. “Sanırım” dedi ve elindeki kadehi bir dikişte bitirdi. Kafasını kaldırıp baktığında, bana yapacak tek şey kalmıştı, bir dikişte kadehimi boşalttım ve ikimiz için yeni birer kadeh doldurdum. “Artık çok yaşlandı” diye devam etti ve sustu. İnceden ağladığını fark ettim, sessizce bekledim. Elindeki ikinci kadehi de bir dikişte içti ve bana baktı. Benim de içmemi bekliyor gibi bir hali vardı ve o denli üzgün görünüyordu ki, onu kıramaz halimle elimdeki kadehi bir dikişte boşalttım. Fakat bu sefer kadehleri yeniden doldurmayarak cümlesini tamamlamasını bekledim. “Sanırım...” dedi ve sanırım en son hece ağzından dökülürken minik bir hıçkırık ona eşlik etti. Olga elindeki kadehi kafasına diktiğinde boş olduğunu fark etti ve dönüp yine bana baktı. Anladım. Kadehlerimizi doldurduk ve hiçbir şey konuşmadan bir dikişte bitiriverdik. Son içtiğimiz kadehin acısı henüz boğazımdayken Olga bana dönerek “Lütfen” dedi ve devam etti “Lütfen aramızda kalsın bu söyleyeceklerim. "Annem..." Hiç kımıldamadan duruyordum, çünkü artık söylemesini istiyordum. Ama o bir kez daha sustu. Giderek azalmaya başlayan şişeden ikimize de votka doldurdu ve devam edecek gibi gözlerimin içine baktı. Bekliyordum. Çünkü söyleyebileceğim hiçbir şey yoktu. “Annem sanırım babamı aldatıyor” dedi bir çırpıda ve hıçkırıklara boğuldu.
Şaşkındım ve biraz da başım dönüyordu. Biliyordum şimdi benim bir şeyler söylemem gerekliydi. Oysa aklıma söyleyecek pek bir şey gelmiyordu. “Ya...” diyebildim sadece. Olga’dan bir öncekinden epey yüksek bir hıçkırık gelince bir çırpıda şişeyi açtım kadehlerimizi doldurdum ve kendiminkini bir dikişte içerek: “Kuzum sizin babanız öleli epey olmadı mı? Bayan Natalya müteveffa babanızı nasıl aldatabilir?” diye soruverdim. “ Üstelik kendisi neredeyse bir aydır odasından dışarı bile çıkmıyor” Olga gözlerime baktığında anladım ki söylediklerim onu biraz kızdırmıştı. Çünkü az evvel ağlamış gözleri şimdi ağlamıyor ve çatık kaşları onlara eşlik ediyordu. Hemen kadehlerimizi doldurdum. Bu aramızdaki gerginliği biraz azaltabilir diye umuyordum ki kadehini diken Olga’nın kaşları düştü ve hıçkırarak cevap verdi: “ Sevgili babacığımın yıllar önce bu hayattan göçüp gitmiş olması neyi değiştirir ki, onların aşkı öylesine büyüktür ki şu üzerinde yaşadığımız dünya bir gün yok olsa yine bitmez. Üstelik Saşa’ya aşık.”
O an ağzıma doldurduğum votkayı hayretler içerisinde püskürtüverdim. Natalya Saşa’ya nasıl aşık olabilirdi? Evet Saşa oldukça yakışıklı, yıllardır bu pansiyona hizmet veren becerikli bir gençti. Ama gençti. Üstelik gayet iyi biliyordum ki bayan Natalya’ya hep bir anneye duyulacak şefkatle yaklaşır, onun konumundaki birinden beklenmeyecek kibarlığını asla elden bırakmazdı. “Olga, kuzum yanılıyor olmalısınız” diyebildim yalnızca ve üstelik bunu söylerken dilimin oldukça dolandığını kendimde fark ettim. “Hayır” dedi Olga “Hayır yanılmıyorum. Bundan bir süre önce boynundaki kolyede taşıdığı babamın fotoğrafını yerinden çıkardı ve bu artık çekmecede dursun istiyorum dedi bana. Aslında o gün anlamalıydım ama düşünemedim işte. Bu sabah Saşa bizim odanın temizliği için geldiğindeyse ona "acaba" dedi, "bir fotoğrafını bana verebilir misin?" Düşünebiliyor musunuz Saşa’nın fotoğrafını....”
Burdan sonra söylediklerini pek dinleyemedim keza oda etrafımda dönmekteydi ve Olga’nın sözleri bir konçertonun hızlı ilk bölümüne dönüşmüştü. Bu da bana Alexadra Dmof’un Piyano Konçertosunu anımsatmıştı. 1873 yılında verdiğim konserde çalmıştım bu konçertoyu. “Öylesine güzeldim ki o gün” diye aklımdan geçirdiğimi sandığım bir anda, Olga’nın: “ Hangi gün?” deyişiyle irkildim. Midemin bulantısına ve odanın etrafımda fır fır dönmesine rağmen yerimden kalkarak anlatmayı sürdürdüm: “O gün yıllardır beklediğim Konser için salona girdiğimde öylesine güzeldim ki.” Şişeden büyük bir yudum aldım ve devam ettim: “Biliyorum, çünkü o elbiseyi o güne özel ben diktirdim. Kocam Kuzmiç beni o elbise içerisinde görünce ellerimden tuttu sımsıkı, yüzünü yüzüme yaklaştırdı -o denli ki nefesini hissedebiliyordum-, gözlerimin en derinlerine bakarak “Öylesine güzelsin ki” dedi. “Öylesine güzelsin ki”... Bunu söylerken gözleri nemli nemliydi. Bir aşkı böylesine hissetmek ne yüce bir duygu diye içimden geçirdim. Gözlerini öptüm, teşekkür etmek isteyerek. Az sonra yıllar boyunca beklediğim konser için sahneye çıkacaktım. Sokaklarda boy boy posterlerim asılıydı ve kocaman bir salon ağzına kadar dolu "Svetlana Konstantinovna"yı, "beni" dinlemeye gelmişti. Ona sarıldığımda, odanın penceresindeki beyaz üzerinde kırmızı desenler olan perde sokağa doğru havalanıyordu. İlkbahardı ve tatlı bir esinti vardı. Kuzmiç bana sımsıkı sarıldı: “Ben dedi, bu güzelliği hakketmiyorum belki de...”. Neden der gibi bakmış olmalıyım ki “Gitmeliyim dedi, seni üzmek istemiyorum”. Bu sözleri Alexadra Dmof'un konçertosunun ağırlaşmış ikinci kısmı gibiydi. Anlayamadan bakıyordum. Son bir kez ellerimden öptü. “Sen çok başarılı olacaksın, buna inanıyorum” dedi ve odayı terk etti. Gitti... Benimse konsere çıkmam gerekiyordu. İçerde yüzlerce kişi beni, ben de bu günü bekliyordum. Oysa benim için konçerto bitmişti.”.
Bir anda sendeledim ve artık hıçkırıkları kesilmiş olan Olga kollarımdan tuttuğunda ne denli sarhoş olduğumu ve göz yaşları içerisinde olduğumu anladım. Utanç içerisinde, Saşa’nın da yardımıyla beni odama çıkarttılar. Derin bir uyku çektim. Bir rüya gördüm uyuduğumda... Yeşil uzun bir yolda ilerliyorum, yol bittiğinde sağa, ya da sola dönüyorum. Sağa mı dönüyordum sola mı? Bir ev var orda penceresinden beyaz üzerinde kırmızı desenler olan bir perde havalanıyor. Gerisini hatırlamıyorum...
15 Ekim 1893

Yorumlar
Yorum Gönder
Yorumunuz için teşekkür ederiz. Yapmış olduğunuz yorum en kısa zamanda burada yayınlanacaktır.
www.istanbulimpro.com
#olayrusyadageciyor
https://twitter.com/istanbulimpro