Ana içeriğe atla

Teşekkürler İmpro...


Teşekkürler impro. Hayatıma girdin ve bana, anı yaşamanın, hata yapabilmenin, kendini her gün yeniden keşfetmenin, bir karakter yaratırken özgürleşmenin, sahnede eğlenmenin, hayal edebilmenin, saçmalamanın, birine güvenmenin ve daha birçok şeyin güzelliğini gösterdin. Tıpkı yaşam gibisin...

istanbulimpro ile birlikte Çehov İmpro “Olay Rusya’da Geçiyor” oyununu oynamaya başladığımızdan beri, büyük bir heyecan içindeyim… Yine...  İmpro bana yeniden bir şey öğretti, üstelik her oynadığımız oyunda şaşkınlıklar geçiriyor ve yeniden, yeniden öğreniyorum, fark ediyorum.

“Olay Rusya’da Geçiyor” oyununu anlatmak oldukça zor benim için. En güzel tanım sanırım “hiçbir şey bilmediğimiz...” ve elbette bir şeyler biliyoruz.

Bu bildiklerimiz bu güne kadar oyunu izlemeye gelmiş bazı seyircilerimizin düşündüğü gibi, metinle, oyunun konusuyla veya karakterlerimizle ilgili değil. Tüm bunlar sahnede, zaman zaman kendimizin bile şaşırdığı bir gerçeklikle seyircinin gözleri önünde örülüyor. Biz Çehov’un hayatını, yazdıklarını, dönemini, Rusya’yı, bu günü, Türkiye’yi okuyoruz ve bunların dışında elimizdeki tek malzeme kendimiziz... Yani tek tek ve hepimiz...

Karakterlerimiz ne yapıyorlar? Yiyorlar, içiyorlar, tartışıyorlar, susuyorlar, duruyorlar, önemsiz şeylerden bahsediyorlar. Tıpkı yaşamda olduğu gibi... Tüm bunlar olurken yaşıyor oldukları duygular iç dünyalarını gözler önüne seriveriyor. Tıpkı yaşamda olduğu gibi... Üstelik doğaçlama Çehov izleme deneyimi yaşıyorsanız, o anın gerçekliğini hissetmemek mümkün mü? Bana kalırsa değil... Çünkü impro tıpkı yaşam gibi...

İsmi her ne olursa olsun-bilemeyiz çünkü daha yazılmadı- karakterlerimiz, bulundukları mekânın dışında olup bitenleri, küçücük bir odada konuştuklarıyla aktarıyorlar işte... Dışarda büyük bir dünya var, o dünya büyük bir değişim geçiriyor. Karakterlerimiz tüm olan bitenden etkileniyor, değişiyor, dönüşüyor... Tıpkı bugün bizlerin de etkilendiği, değiştiği, dönüştüğü gibi... İç dünyalarındaki sıkışmışlık… Tek mekânda, küçücük bir odada sıkışmışlık... Ve umut... İçeride bir yerlerde hep umut ediyorlar... Tıpkı yaşamda olduğu gibi...

Seyirci izlediğinin bir tiyatro oyunu olduğunu hiçbir an unutmuyor, oyuncuların birer oyun kişisi olduklarını, gerçek olduklarını, sahnede az sonra yaşanacak her ne olursa olsun oyunun bir parçası olacağını hep biliyor ve o an yaşanan atmosferin bir parçası oluyorlar. Sıkışmışlığın, umudun, dünün, bugünün... Anın...

Maksim Gorki Anton Çehov için şöyle demiş: “Sanırım Anton Çehov’la karşılaşan herkes, içinde ister istemez daha yalın, daha doğru, daha kendisi olma isteği duyardı… Çehov hayatı boyunca hep kendi ruhsal bütünlüğü içinde yaşadı; her zaman kendisi olmayı, iç özgürlüğünü korumayı başardı. Bu güzel yalınlığın içinde, kendisi de yalın, gerçek ve içten olan her şeyi sevdi ve kendine özgü bir güçle başkalarına da yalın olmayı öğretti.”

O zaman belki de izlese, yazmadığı oyunları da severdi Çehov... Çünkü bu oyun yalın, gerçek, içten ve kendine özgü... Çehov'un kendi oyunları için söylediği gibi: “Her şey basit olmalı… Tümüyle basit… Teatral olmamaktır esas olan…”

Tıpkı yaşam gibi...

Evren Duyal

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

12.OYUN: "BEN KÜÇÜKKEN BİR YALAN SÖYLEDİM"

20/11/2013 ÇARŞAMBA

58.OYUN: "BİZİM ÇOCUKLARIMIZDI"

5 ARALIK 2015 MAHMUT FİKİRSİNDİ, EVREN DUYAL, BURAK TAMDOĞAN, JÜLİDE GÜVEN,ÖZGÜR DOĞA GÖRÜRGÖZ, EVREN GÜLSEVEN Foto: Sinan Salaz #10ekimdayanismasi #BarışaYürüyenlerleyiz   istanbulimpro olarak 05 Aralık Cumartesi "OLAY RUSYA'DA GEÇİYOR" adlı oyunumuzu, Ankara tren garı önündeki bombalı saldırıda kaybettiğimiz 102 insanımızın yakınları için, ağır yaralar ve uzuv kayıpları sebebiyle tedavisi hastanede devam eden insanlarımız için, yaralılara aylardır hastanede refakat eden yakınları için ve hala tedavisi evde devam eden tüm insanlarımız için oynadık!