http://birgun.net/haber/olay-rusyada-geciyor-5535.html
BAHAR FATMA ÇANDIR
Siyah perdelerle kaplanmış küçük ve samimi bir yer. Dekor bir masa, üç sandalye, bir şişe votka ve biraz mandalinadan ibaret. Seyircilerin hatta oyuncuların bile birazdan neler olacağı hakkında bilgisi yok. Bilinen tek şey: Olay Rusya’da 1900’lerin sonunda geçiyor... Ve hikâye hep beraber sahnede kuruluyor.
İstanbulimpro daha önce Türkiye’de denenmemiş bir format kullanıyor “Olay Rusya’da Geçiyor” oyununda: Anton Çehov’un yazmadığı oyunları Çehovyen bir atmosferde, karâkterler ve seyirciyle beraber o an sahnede yaratıyor. Karşılıklı dinlemeye dayalı, kıvrak zeka ve enerji isteyen son derece özverili bir iş. Hatta öyle ki doğaçlama grubu olduklarını bilmeme rağmen bir metne bağlı kaldıklarını düşünüyorum ve ilk sorum şu oluyor:
»Bir metne sadık kalarak mı doğaçlıyorsunuz yoksa?
Burak Tamdoğan: Önceden aramızda kararlaştırdığımız iki şey var: Kimin hangi karâkteri alacağı ve tema. Hikâyenin ne olacağı ise muallakta. Her hafta yeni bir oyun oynuyoruz. Her hafta yeni bir oyun yazıp onu ezberleyip rejisini yapmak ve provasını almak çok zor olurdu elbet!
Evren Duyal: Bu soruyla sık sık karşılaşıyoruz. Bir izleyicinin “Bence yalan söylüyorlar, kesinlikle ortada bir metin var” dediğine şahit olmuştum.
»Neden Çehov’un metinlerini tercih ediyorsunuz?
Koray Tarhan: Doğaçlama, seyircinin rejisöre maruz kaldığı değil de oyuna dahil olduğu ve hiyerarşinin olmadığı bir alan sağlıyor. Daha demokratik bir katılımla sanat sürecini yaratabiliyoruz. Çehov’un yazdığı anılara, mektuplara bakarsanız 100 yıl öncesinde hayatı değişmekte olan insanların yaşadığı sıkıntıları görürsünüz. Biz de bugüne baktığımızda Çehov’un yaşadığı sıkıntıları gördük. Bugüne dair anlatmak istediğimiz şeyi başka bir tarih üzerinden anlatmak istedik. Çehov bize bu imkânı veren en iyi yazarlardan bir tanesiydi.
E. D.: Metinli tiyatro oynayan oyuncuların provalarda yaşadığı heyecanı biz bu oyunda her gün yaşıyoruz. Hiçbir şey konuşmadan karakteri ve öyküyü bir arada yaratıp beraber sonlandırmak bence mucizevi bir şey. Her oyuncu hayatında bir kez tatmalı. Doğaçlama, oyuncuya hata yapma özgürlüğü veriyor.
Jülide Güven: Metinli tiyatroda karşımızdakinin ne diyeceğini ezbere biliyoruz. Her şeyi biliyorken repliği ilk kez duyuyormuş gibi yapıp o duyguyu vermek de çok farklı bir meziyet; ama doğaçlamanın keyfi, süreci akışa bırakıp oyunu o an yaratmakta… Kişisel olarak çok farklı keşiflere götürüyor oyuncuyu, “ikinci perdede ne olacak şimdi” demek çok daha heyecan verici. Ve özellikle bu oyunda 100 yıl öncesinde geçen bir hissi bugünkü haliyle o an sahnede harmanlamak ayrı bir keyif.
»“Olay Rusya’da Geçiyor”un hazırlık süreci nasıldı?
Koray Tarhan: Çehov karakteri nasıl yaratılır, neler hisseder bunu araştırıp çalıştık. Karakterlerin yaşadığı duyguların, deneyimlerin ve çatışmaların neler olduğu üzerine uzun uzun sohbetler ettik.
Zeynep Özyurt Tarhan: Sahnedeyken her an Çehov’un tüm karakterleriyle empati hâlindeyiz ve o an sahnede yarattığım şey sabah uyandığımda beni gülümsetiyor. Hayatta karşılaştığım her olay ve kişiye karşı empati kurmamı sağlıyor. Kendime olan güvenin yenileniyor, bambaşka biri oluyorum.
BAHAR FATMA ÇANDIR
Siyah perdelerle kaplanmış küçük ve samimi bir yer. Dekor bir masa, üç sandalye, bir şişe votka ve biraz mandalinadan ibaret. Seyircilerin hatta oyuncuların bile birazdan neler olacağı hakkında bilgisi yok. Bilinen tek şey: Olay Rusya’da 1900’lerin sonunda geçiyor... Ve hikâye hep beraber sahnede kuruluyor.
İstanbulimpro daha önce Türkiye’de denenmemiş bir format kullanıyor “Olay Rusya’da Geçiyor” oyununda: Anton Çehov’un yazmadığı oyunları Çehovyen bir atmosferde, karâkterler ve seyirciyle beraber o an sahnede yaratıyor. Karşılıklı dinlemeye dayalı, kıvrak zeka ve enerji isteyen son derece özverili bir iş. Hatta öyle ki doğaçlama grubu olduklarını bilmeme rağmen bir metne bağlı kaldıklarını düşünüyorum ve ilk sorum şu oluyor:
»Bir metne sadık kalarak mı doğaçlıyorsunuz yoksa?
Burak Tamdoğan: Önceden aramızda kararlaştırdığımız iki şey var: Kimin hangi karâkteri alacağı ve tema. Hikâyenin ne olacağı ise muallakta. Her hafta yeni bir oyun oynuyoruz. Her hafta yeni bir oyun yazıp onu ezberleyip rejisini yapmak ve provasını almak çok zor olurdu elbet!
Evren Duyal: Bu soruyla sık sık karşılaşıyoruz. Bir izleyicinin “Bence yalan söylüyorlar, kesinlikle ortada bir metin var” dediğine şahit olmuştum.
»Neden Çehov’un metinlerini tercih ediyorsunuz?
Koray Tarhan: Doğaçlama, seyircinin rejisöre maruz kaldığı değil de oyuna dahil olduğu ve hiyerarşinin olmadığı bir alan sağlıyor. Daha demokratik bir katılımla sanat sürecini yaratabiliyoruz. Çehov’un yazdığı anılara, mektuplara bakarsanız 100 yıl öncesinde hayatı değişmekte olan insanların yaşadığı sıkıntıları görürsünüz. Biz de bugüne baktığımızda Çehov’un yaşadığı sıkıntıları gördük. Bugüne dair anlatmak istediğimiz şeyi başka bir tarih üzerinden anlatmak istedik. Çehov bize bu imkânı veren en iyi yazarlardan bir tanesiydi.
E. D.: Metinli tiyatro oynayan oyuncuların provalarda yaşadığı heyecanı biz bu oyunda her gün yaşıyoruz. Hiçbir şey konuşmadan karakteri ve öyküyü bir arada yaratıp beraber sonlandırmak bence mucizevi bir şey. Her oyuncu hayatında bir kez tatmalı. Doğaçlama, oyuncuya hata yapma özgürlüğü veriyor.
Jülide Güven: Metinli tiyatroda karşımızdakinin ne diyeceğini ezbere biliyoruz. Her şeyi biliyorken repliği ilk kez duyuyormuş gibi yapıp o duyguyu vermek de çok farklı bir meziyet; ama doğaçlamanın keyfi, süreci akışa bırakıp oyunu o an yaratmakta… Kişisel olarak çok farklı keşiflere götürüyor oyuncuyu, “ikinci perdede ne olacak şimdi” demek çok daha heyecan verici. Ve özellikle bu oyunda 100 yıl öncesinde geçen bir hissi bugünkü haliyle o an sahnede harmanlamak ayrı bir keyif.
»“Olay Rusya’da Geçiyor”un hazırlık süreci nasıldı?
Koray Tarhan: Çehov karakteri nasıl yaratılır, neler hisseder bunu araştırıp çalıştık. Karakterlerin yaşadığı duyguların, deneyimlerin ve çatışmaların neler olduğu üzerine uzun uzun sohbetler ettik.
Zeynep Özyurt Tarhan: Sahnedeyken her an Çehov’un tüm karakterleriyle empati hâlindeyiz ve o an sahnede yarattığım şey sabah uyandığımda beni gülümsetiyor. Hayatta karşılaştığım her olay ve kişiye karşı empati kurmamı sağlıyor. Kendime olan güvenin yenileniyor, bambaşka biri oluyorum.
‘Devletin desteği ürkütüyor…’
»Devletten maddi destek almak özgürlüğünüzü kısıtlar mı?
Koray Tarhan: Devlet bize destek vermez, çünkü biz doğaçlama yapıyoruz ve doğaçlama neyin ne zaman olacağı bilinmeyen bir sanat. Ferhat Şensoy’un da yıllardır dediği gibi devlet bizden vergi almasın, bu yeter. İnsanların ne yapmaları gerektiği konusunda başkalarından direktif almasını kabul edemediğimiz için devletten destek istemiyoruz. Ayrıca seyirci değil katılımcı istiyoruz. Tıpkı demokraside olduğu gibi.
Evren Gülseven: Çok özgür hissettiğimiz için bu işi yapıyoruz. Devlet bize dokunursa özgürlüğümüze negatif müdahale olabilir. Devletin desteği ürkütüyor…
Burak Tamdoğan: Bu sektör büyük rantların döndüğü bir alan olarak görülüyor; ama sanat sektöründe kimse rant yemiyor. Rant politikada yenir, politikayla ilişik olan ticarette yenir. Maalesef biz rant yemiyoruz. Maalesef diyorum çünkü biz de kazanıp burayı yürütmek isteriz. Sanat hiçbir zaman ticari alana dönüşmemiştir. Vergileri ticari alanmış gibi alınsa bile…Devlet, sanatçıya işçi olmasına rağmen işçi değil de tüccarmış muamelesi yapıyor. Devletin sanatçılardan aldığı vergi, kazancının ortalama %42 ile %64’ü arasında. Ajanslardan bahsetmiyorum bile…
***
İSTANBULİMPRO
2007’de çalışmalarına başlayan doğaçlama grubu İstanbulimpro, doğaçlama kabare gösterisi olan ve Geleneksel Anadolu Tiyatrosu’ndan bir takım formların kullanıldığı ilk performansları “Ne Âla Temaşa”yı, Beyoğlu Terminal’de sergiledi. Ne Âla Temaşa ile çıkardıkları bazı oyunları uluslararası workshoplar ve konferanslarda sergileyerek Geleneksel Anadolu Tiyatrosu’na ait formları dünya çapında yaygınlaştırmayı başardılar. Ayrıca, bu yıl 3.sü düzenlenecek olan Uluslararası İstanbul Doğaçlama Festivali’nin kurucusu olan grup performanslarını Kadıköy Terminal’de sergilemeye devam ediyor.
»Devletten maddi destek almak özgürlüğünüzü kısıtlar mı?
Koray Tarhan: Devlet bize destek vermez, çünkü biz doğaçlama yapıyoruz ve doğaçlama neyin ne zaman olacağı bilinmeyen bir sanat. Ferhat Şensoy’un da yıllardır dediği gibi devlet bizden vergi almasın, bu yeter. İnsanların ne yapmaları gerektiği konusunda başkalarından direktif almasını kabul edemediğimiz için devletten destek istemiyoruz. Ayrıca seyirci değil katılımcı istiyoruz. Tıpkı demokraside olduğu gibi.
Evren Gülseven: Çok özgür hissettiğimiz için bu işi yapıyoruz. Devlet bize dokunursa özgürlüğümüze negatif müdahale olabilir. Devletin desteği ürkütüyor…
Burak Tamdoğan: Bu sektör büyük rantların döndüğü bir alan olarak görülüyor; ama sanat sektöründe kimse rant yemiyor. Rant politikada yenir, politikayla ilişik olan ticarette yenir. Maalesef biz rant yemiyoruz. Maalesef diyorum çünkü biz de kazanıp burayı yürütmek isteriz. Sanat hiçbir zaman ticari alana dönüşmemiştir. Vergileri ticari alanmış gibi alınsa bile…Devlet, sanatçıya işçi olmasına rağmen işçi değil de tüccarmış muamelesi yapıyor. Devletin sanatçılardan aldığı vergi, kazancının ortalama %42 ile %64’ü arasında. Ajanslardan bahsetmiyorum bile…
***
İSTANBULİMPRO
2007’de çalışmalarına başlayan doğaçlama grubu İstanbulimpro, doğaçlama kabare gösterisi olan ve Geleneksel Anadolu Tiyatrosu’ndan bir takım formların kullanıldığı ilk performansları “Ne Âla Temaşa”yı, Beyoğlu Terminal’de sergiledi. Ne Âla Temaşa ile çıkardıkları bazı oyunları uluslararası workshoplar ve konferanslarda sergileyerek Geleneksel Anadolu Tiyatrosu’na ait formları dünya çapında yaygınlaştırmayı başardılar. Ayrıca, bu yıl 3.sü düzenlenecek olan Uluslararası İstanbul Doğaçlama Festivali’nin kurucusu olan grup performanslarını Kadıköy Terminal’de sergilemeye devam ediyor.

Yorumlar
Yorum Gönder
Yorumunuz için teşekkür ederiz. Yapmış olduğunuz yorum en kısa zamanda burada yayınlanacaktır.
www.istanbulimpro.com
#olayrusyadageciyor
https://twitter.com/istanbulimpro